Kayıtlar

Ocak, 2021 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

THE LAKE HOUSE (GÖL EVİ)

Resim
 Bol bol Keanu Reeves'e maruz kaldığımız günlerdeyiz. Adam Matrix serisinde oynadığı zamanda bu kadar maruz kaldığını düşünmüyorum insanlığın Keanu'ya. Bu durumdan memnun muyuz? Elbette ki memnunuz. Sadece filmlerde değil abimizi en son oyunda da gördük. Cyberpunk 2077'de yüzünü gösteren Keanu Reeves farklı projeler ile de bol bol hayatımıza dahil oldu. Onun yüzünü görmeye Matrix ile alıştık, üstüne John Wick serisi ile aksiyonu bize bol bol yaşatan yaşlanmayan adam Keanu Reeves'in romantik bir filmi varmış. Çoğunluk belki de çoktan izlemiştir. Lakin ben yakın zamanda gördüm ve izledim. Aksiyon filmlerine ne kadar yakıştıysa, romantik filmlere de o kadar yakışıyor karizmatik arkadaşımız. Sandra Bullock ile beraber sırtladığı filmde bakalım neler yaşıyor abimiz. Dışı tamamen camdan, etrafı ağaçlar ve yeşilliklerle dolu harika bir göl evi var filmimizde. (İsminden de anlaşılıyordur tabi...) Yoğun iş temposu ve hayat şartları yüzünden göl evinden ayrılan Kate ablamız evden...

VINLAND SAGA

Resim
  Son zamanlarda beğenimize sunulmuş en kaliteli animelerden birisi hakkında yazmaya karar verdim. Güncel serilerden ne kadar çok bahsedersek yakın gelecekte çıkacak yeni sezonlar için o kadar hazırlıklı oluruz diye düşünüyorum. Vinland Saga ise gerek senaryosu ve konusuyla, gerek çizimleriyle, gereksi dönemi yansıtma biçimiyle harika bir tarihi anime. Fantastik ögelere yer vermediği için (abartılı inanılmaz herkül kas gücüne sahip viking savaşçılarını saymazsak) tarihi anime dersem doğru olur sanırım diye düşünüyorum. Hikayemiz Thors'un oğlu Thorfinn'in etrafında geçiyor. Vikinglerin efsanevi savaşçısı Thors yıllarca o savaş senin bu savaş benim gezdikten sonra, bir gün kız evladı oldu. Gerçek savaşçının ne olduğuna dair kendince bir fikir sahibi olduğunu düşünen Thors ailesini de alıp ordudan kaçtı. İzlanda'nın kırsal bir kesimine yerleşen Thors ve ailesi sakin bir hayat sürmeye başladı. Aradan 15 yıl geçti. Ordu Thors ve ailesinin izini buldu. Yeniden savaşa çağırılan Th...

YAŞAMAK

Resim
  Bu aralar fantastik kitaplara, bilim kurgulara biraz ara verdik farkındayım. Yakın zamanda okuduğum kitaplar üzerinden gittiğim pek fazla o tarz kitap bulamıyoruz. Halen heyecanla kitaplığın gelmesini beklediğim için çok kitap çeşitlerine yönelemiyorum. Bu kadar kitaplık dediğime de bakmayın. Uyduruk malzeme bir şey. Maksat kitaplarım artık yerlerde sürünmekten kurtulsun. Kitaplık geldikten sonra yeni içeriklere geçmek istiyorum artık. O gelene kadar böyle sade öneri üzerinden devam edelim. Bugün Yaşamak adlı dramatik bir kitap var elimizde. Çin'de bir adam köy köy, kasaba kasaba dolaşıp ilginç hikayeler dinlemeyi seviyor. Bütün memleketi karış karış geziyor ve oturup insanlardan hayat hikayelerini dinliyor. Fugui ile de böyle tanışıyor. Bir tarlanın ortasında yaşlı bir öküzle tek başına tarlayı sürmeye çalışan Fugui'yi görünce sormadan edemiyor. İşini bitirdikten sonra hayvan da dinlensin diye mola verdiklerinde bir ağacın gölgesine oturuyorlar ve Fugui anlatmaya koyuluyor. ...

İYİ GECELER BAY TOM

Resim
 Yetim çocuk hikayeleri beni hep çok üzüyor. Hele bir de yetimden beter aile içi şiddete maruz kalmış çocuk hikayeleri beni daha çok üzüyor. Bir çocuk hayatı boyunca korku içinde, en güvendiği insanlardan psikolojik ya da fiziksel şiddet görerek büyüyecekse yetim kalması daha hayırlıdır gibi geliyor bana. Neyse böyle bir evladımız var. Adı Will. Dönem İkinci Dünya Savaşı. Hitler yine bildiğiniz gibi. Hikayemiz o noktaya pek yoğunlaşmıyor.  Savaş çıkma ihtimalinden ve her an uçaklar tarafından bombalanma ihtimali olduğundan dolayı şehirde yaşayan aileler çocuklarını kırsal alandaki köylere göndermek zorunda kalıyorlar. Köylerde yaşayan insanlar da savaş bitene kadar çocuklara bakmak için gönüllü oluyorlar. İlk defa duyuyorum bu uygulamayı ve hoşuma gitti işin açıkçası. Hikaye İngilte'de geçiyor bu arada. Will ise bu çocuklardan bir tanesi. Bay Tom normalde çok yufka yürekli ve sevecen bir insan. Lakin eşinin ani ölümünden sonra kabuğuna çekilmiş, içine kapanmış ve yıllar geçtik...

TRAIN O BUSAN

Resim
 Haftanın ortasına geldiğimize göre öneri kalitesinde vites artırabiliriz. Zaman zaman yaptığım zombi içerikli incelemerde zirveye yine bir Kore işiyle ulaşıyorum. Daha güzel, daha kaliteli zombi temalı içerik izlediğimi hatırlamıyorum. Bu filmi herkese öneriyorum demem için bu kadar da konuşmam yetermiş aslında. Hayatın hızlanması ve insanların aceleciliği zombilere de sirayet etti. Hayatlarına asosyal gamerlar olarak başlayan ve etrafta saatte 0.5 km hızla yürüyen zombilerimiz 2016 yılına geldiğimizde Usain Bolt'a evrilmeye karar verdiler. İlk olarak World War Z filminde gördüğümüz o hızlı koşabilen, etrafta aylak aylak sallanmayan zombiler ondan sonra ekol olmaya başladı.  Train to Busan çok akıllıca yazılmış bir film. Doğum gününde kızını karısının yanına götürmek isteyen bir baba. Karısından boşanmışlar ve kızı ailecek vakit geçirmek istiyor. Kızını kıramayan baba ise yola çıkıyor. Busan trenine bindikten sonra olanlar başlıyor. Tren harekete geçtikten çok az sonra bütün ...

THE MESS YOU LEAVE BEHIND

Resim
  Tırıvırı bir netflix dizisi incelemesiyle buradayım. Normalde oturur bu dizi hakkında tek kelam etmezdim. Lakin oturduk izledik bir kere. Hatta utanmadan bir de sonuna kadar izledik. Öyle yok efendim dördüncü bölümde falan bu ne ya salalım bunu demedik. Son saniyesine kadar izledik. Belki dedik finalinde ilginç bir şey görürüz dedik ama oturduğumuzla kaldık öyle.  Oturup izlemek istediğim hangi İspanyol dizisinin başından memnun kaldım bilmiyorum ki ben zaten. İnatla da merak edip bakıyoruz. La Casa De Papel hakkında burada en ufak bir incelemede bile bulunmayacağım mesela. İlk sezonu izledikten dizinin herhangi bir şeyiyle alakalı en ufak bir muhattaplık kurmak istemiyorum. Hadi onun yine birinci sezonunun biraz izlenebilirliği vardı. Bunun neresinden tutacağım bilmiyorum ben. Zaten oturup da vaktinizi boşa harcamayın diye tavsiye edeceğim için gelin okuyun bakın dizinin neler anlattığını bize. Bir adet edebiyat öğretmenimiz var. Kendisi uzak bir beldenin lisesine atanıyor....

UNTIL DAWN

Resim
 Bu kelebeğin kanat çırpışı olayı da bir garip geliyor insana. Yok Çin'de bir kelebek kanadını oynatırsa bilmem ebesinin neresinde tsunami yaratabilirmiş. Ben de yaratabilirim o zaman. Sabahtan akşama kadar elimi kolumu sallıyorum. Milyonlarca insan elini kolunu sallıyor hepsi tsunami çıkaracak olursa geçmiş olsun yani halimiz harap. Şaka bir yana yaptığımız her seçimin bir sonucu olduğu, bu hayatta gerçekleşen hiçbir şeyin boş yere olmadığı gibi fikirlerin olduğunu biliyoruz. Nedensellik diyebilir miyiz bilmiyorum.  Sonuç olarak oyun bu noktada ilerliyor. Heavy Rain oyununu incelediğimi hatırlıyorsunuz. Oyunun 17 farklı sonucu vardı falan demiştim. O oyunda yaptığımız seçimler o kadar da etkili değildi açıkçası sonuçlara. Yani oyunun ilk yarısında yaptığımız şeylerin çoğu belli bir çizgide ilerliyordu bana göre.Ne yaptıysak neye karar verdiysek son saatlerde karar verdik. Lakin Until Dawn öyle değ il. Oyunun en başından en sonuna kadar yaptığınız her seçim, elinize aldığınız ...

A LONG WAY DOWN

Resim
Bir öneri filminin incelemesini yapalım bugün. Hep ben mi öneri yapacağım bana da öneriler geliyor bazen. A Long Way Down bir kitap uyarlaması. Filmin geneline baktığınızda bir kara komedi havası var lakin drama da çok ağır basıyor.  Değişik bir hikayesi var filmin. Haberlerde 15 yaşında bir kızla ilişkisi olduğu ortaya çıkan bir sübyancı rezil olduğu ve hayatı mahvolduğu için intihar etmeye karar verir. Yüksekçe bir binanın tepesine çıkan şerefsiz tam atlayacağı vakit içeri bir ablamız girer. Ablamızın engelli bir oğlu vardır ve çok az hayatı vardır. Depresyona giren ablamız da intihar etmeye karar verir. Arkada kalan oğlana kim bakacak, çocuğu ben mi doğurdum hiç umurunda değildir. Mekana giren ablamız, karşıdaki herifin de intihar edeceğini öğrenince sen iniharını et ben bekliyorum senden sonra ben de atlarım der.  Yine tam intihar edecek abimiz içeri bir tane genç kız girer. Ergenliğin zirvesindeki genç hanım kızımız bir politikacının kızıdır. Ailem beni anlamıyo abi, kadı...

TENGEN TOPPA GURREN LAGANN

Resim
 Animeye başlama kararım biraz sancılı oldu. Zira mecha kategorisindeki bir animeyi izlemek gözüme hiçbir zaman mantıklı gelmemiştir. Transformers mı izliyoruz arkadaşım oldu olacak bir de ben 10 izleyelim modunda bir insanım bu konuda. Ama çok iyi referanslar ve çok değerli kişilerin yaptığı öneriler sonucunda neyse şu optimus primelara bir şans verelim dedim. Gerçekten robot dövüşleri falan yani insanın gram ilgisini çekmiyor Allahtan içinde insan oturuyor robotların... Tabi bunlar tamamen benim önyargılarımdı. Animeyi izleyip bitirdikten sonra nasıl dumura uğradığımı halen hatırlıyorum. Hazırsanız başlayalım bugün spoiler modundayım o yüzden birazdan okuyacakların ızı animeyi izlemediyseniz okumayın. Simon ve Kamina, yeryüzünün sadece bir efsaneden ibaret olduğuna inanılan, yerin altındaki bir maden köyünde yaşamaktadırlar. Kamina karakteriyle tam bir köyün fırlaması, serserisi, uçarı kaçarı hareketler yapan cesaret timsali abisi modunda. Simon ise pısırık, özgüvensiz, minik evl...

DR. JEKYLL İLE BAY HYDE

Resim
 İthakinin karanlık kitaplık serisini çok seviyorum. Yavaş yavaş hepsini toplamaya başladım. Şimdilik bir 15 tane elimizde var yavaş yavaş tüketiyoruz. Önermeye başlarken de korku edebiyatının bir klasiğinden başlayayım istedim. Dr. Jekyll'a göre insan kişiliğinin iki farklı yönü vardır. İnsanın doğruluk, dürüstlük, yardımseverlik gibi erdemlerinin olduğu ruhunun iyi kısmı. Bir de en derin arzu ve ihtiraslarını sakladığı, içinde derin vahşilikler barındıran karanlık kısmı. Kitap boyunca bunları düşünüp irdeleyeceğiz. Korku türünün yanında Viktoryen dönemin ahlakçı paranoyasının insan bilincinde ya rattığı yarılmayı da yansıtacak kitap size bol bol.  Bay Utterson hiç sevmediği ve aslında en ufak bir ortak noktası da olmayan amcasının oğluyla şehrin sokaklarında gezerken garip ve esrarengiz bir kapının önünden geçerler. Amcasının oğlu bu kapı hakkında yaşadığım olayları sana anlatmış mıydım der ve hikayeyi anlatmaya başlar.  Bir gün bu boş, karanlık ve izbe sokakta yürürken...

THE QUEEN'S GAMBİT

Resim
  Hoşgeldiniz The Queen's Gambit izledikten sonra Anya Taylor-Joy hayranı olan sevgili okuyucularım. Yine hoş geldiniz kimmiş bu güzel ablamız satranç okuyor diyen konudan habersiz okuyucularım. Evet oyunculuğuyla izleyenleri kendisine hayran bıraktı. Satranç gibi spontane ve sakin bir oyunu performansıyla heyecanlı ve ilgi çekici kıldı Anya Taylor-Joy. Biraz abartmıyor musun kardeşim diyebilirsiniz ama ben abarttığımı düşünmüyorum. Çarpıcı bir başlangıç yapıyor dizi giriş olarak. Gayet akşamdan kalma ve darmadağınık bir halde olan karaterimiz Harmon koştura koştura hazırlanıp önemli olduğu belli bir satranç maçına yetişiyor. Hareketlerinden ve tavır- larından anlaşıldığı üzere sabaha kadar partilemiş, her türlü itle kopukla takılmış, bütün uyuşturucuları ve alkolleri aynı anda mideye indirmiş gibi.  Kısa bir sahneden sonra geçmişe dönüyoruz. Beth Harmon'ın acı dolu yetimhane günleri. Büyük bir trajedi sonrası yetimhanede yaşamaya başlayan Beth donuk, soğuk ve içine kapanık bi...

KÖPEK GİBİ BÜYÜTÜLMÜŞ ÇOCUK

Resim
 Başladığımdan bu yana romanlar üzerinden gittik hep. Her ne kadar kurgu evrenleri çok sevsek ve onlardan çok şey öğrensek de arada gerçekliğimize de dönmek gerekiyor. Bir araştırma ve inceleme kitabına bakacağız bugün.  Köpek Gibi Büyütülmüş Çocuk ismini ilk gördüğümde yahu ne acayip bir isim bu. Çocuklara böyle sıfatlar takılır mı diye düşünmüştüm lakin kitabın içindekileri okudukça kanım çekildi. Anladım ki tabir az bile kalmış. Amerika'da çocuk psikolojisi üstüne çalışmalar yapan iki tane doktorumuzun yaşadıkları ve karşılaştıkları olayları anlattıkları kitapta, çok korkunç, çok üzücü ve çok gerçek olaylarla karşı karşıya kalıyoruz. Her gün burnumuzun dibinde olan bütün o sevgisizlik örneklerine, bütün o istismar ve şiddet örneklerine gözlerimizi açmamız için birilerinin bunları burnumuzun dibine sokması gerekiyor anlaşılan.  Yaklaşık 10 tane insandan bahsediyor kitapta. Sevgiyle büyüyemeyen, kimseden şefkat görmeyen hatta bazıları var ki bırakın şefkati en ufak bir e...

A QUIET PLACE

Resim
 ŞŞŞŞŞŞŞŞŞ!  Bu aralar çok fazla John Krasinski fanlığı yaşıyorum. Neden diye sorarsanız uzun zamandır The Office izliyorum. Malumunuz orada Jim Halpert karakterini canlandırıyor. Hazır fanlık yaşıyorken çok kaliteli bir de filminden bahsedlim John'un.A Quiet Place filminde John Krasinski'yi (ne zor ismin var yiğidim) hem yönetmen koltuğunda hem de başrolde görüyoruz. Bir diğer başrol ise güzeller güzeli eşi Emily Blunt. Kusura bakma reis yengeye de fanlıyoruz biraz. Film çıktığı zamandan bu yana çok ses getirdi ve çoğu insan tarafından çokça beğenildi. Hatta yakın zamanda ikinci filmini de göreceğiz.  Peki neden bu kadar beğenildi şöyle bir bakalım. Spoiler içeren yerlere gelmeden önce ki geleceğim biliyorsunuz. Bakalım genel hatlarıyla ne anlatıyor film bize. Nereden çıktığı belli olmayan bir yaratık türü nasıl olduysa dünyada ortaya çıkıyor. Bu yaratıkların görme özellikleri yok lakin inanılmaz bir ses duyarlılıkları var. En ufak bir gürültünüzü kilometrelerce öteden d...