UNTIL DAWN


 Bu kelebeğin kanat çırpışı olayı da bir garip geliyor insana. Yok Çin'de bir kelebek kanadını oynatırsa bilmem ebesinin neresinde tsunami yaratabilirmiş. Ben de yaratabilirim o zaman. Sabahtan akşama kadar elimi kolumu sallıyorum. Milyonlarca insan elini kolunu sallıyor hepsi tsunami çıkaracak olursa geçmiş olsun yani halimiz harap. Şaka bir yana yaptığımız her seçimin bir sonucu olduğu, bu hayatta gerçekleşen hiçbir şeyin boş yere olmadığı gibi fikirlerin olduğunu biliyoruz. Nedensellik diyebilir miyiz bilmiyorum. 

Sonuç olarak oyun bu noktada ilerliyor. Heavy Rain oyununu incelediğimi hatırlıyorsunuz. Oyunun 17 farklı sonucu vardı falan demiştim. O oyunda yaptığımız seçimler o kadar da etkili değildi açıkçası sonuçlara. Yani oyunun ilk yarısında yaptığımız şeylerin çoğu belli bir çizgide ilerliyordu bana göre.Ne yaptıysak neye karar verdiysek son saatlerde karar verdik. Lakin Until Dawn öyle değil. Oyunun en başından en sonuna kadar yaptığınız her seçim, elinize aldığınız her eşya, döndüğünüz her dönemeç oyuna ufak da olsa etki ediyor. 

Gerçek hayatta da böyledir. Oyundaki gibi sonuçlarını bir iki saat sonra görmeyiz. Belki yeri gelir sekiz dokuz yıl sonra görürüz. Ama eninde sonunda aaa ben bunu böyle yaptığım için şu an bunu yaşıyorum deriz. Belli bir arkadaş ortamında çantanın içinde çalan bir telefon düşünelim. Hepimiz kim arıyor, neden çalıyor diye merak edebiliriz. Çantadan telefonu aldığımızda telefonun sahibine yakalanabiliriz ki rezil bir durumdur. Ama önemli bir telefon da olabilir, acil bir mesele olabilir ve arkadaşın müsait olmayabilir. O an farketmeyebilirsin ama telefona bakmak gibi ufacık bir meselenin bir sürü sonucu olabilir. Oyun da bu çizgide ilerliyor. Yerden aldığım bir eşya da ileride oyunun hikayesinde karşına çıkabiliyor.

Oyun sizi her an diken üstünde tutmayı başarabiliyor bu konuda. Türünün diğer örnekleri gibi önünüze 3 tane diyalog seçeneği çıkarıp karar ver demiyor. Oyunda yaptığınız seçimler gerçek hayattaki gibi açık ve net. Mesela arkadaşınızı uygunsuz bir anda yakaladınız. Diğer arkadaşlarınız size bu mevzuyu sorduğunda anlatıp anlatmamak size kalmış. Anlatırsam alınır mı? Bir şey olur mu acaba? Ya da amaan beter olsun köpek anlatıyorum gibi karakterle olan ilişkinize bağlı olarak devam edebiliyorsunuz. En nihayetinde hayat da böyle seçimlerden ibaret değil mi? Bugün kitap mı okusam film mi izlesem, yemekte hamburger mi yesem kuru fasulye mi yesem, dışarı mı çıksam evde mi otursam, bugün kendimi öldürsem mi öldürmesem mi... uzar gider bu liste.

Oyunun hikayesi biraz klişe gelebilir. Bir dağ evinde sıkışıp kalan 8 9 tane kanı kaynayan ergen liseli teması. Dağ evinde ilk günkü oynaşıp sevişmelerden sonra başlarına gelen amansız olaylar, cinayetler katiller falan. Korku filmleri müdavimi olarak açıkçası tema benim hoşuma gidiyor. Kim ölecek, kim kalacak, kim kime ihanet edecek derken eğlenceli bir film çıkıyor ortaya bana göre. Oyun da böyle ilerliyor. Benim seçimlerimden dolayı oyunda ölmeyen iki karakter kalmıştı galiba. Hiç kimse ölmeden de bitirebiliyormuşsun sanırım. Hatırlıyorum mesela spoiler sayılabilir, bir noktada karanlık bir tünelde ilerliyorum karakterin biriyle. Sola bir dönüş çıktı ve bir çığlık duydum. Ulan kesin katil fake atıyor gitmeyeceğim oraya diye yoluma devam ettim. Meğer arkadaşlardan birisi can çekişiyormuş gitsem kurtarabilirmişim. Öldü sonra kızcağız heder oldu yazık.... 

Oyunun kontrolleri, oynanışı bence çok güzel. Size harika bir deneyim sunuyor. Çok uzun zaman önce oynadığım için bu aralar tekrar indirip oynamayı düşünüyorum. Tavsiye ederim...

                                                                                                                                       Ahmet Sensei

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

THE MESS YOU LEAVE BEHIND

THE LAKE HOUSE (GÖL EVİ)

YAŞAMAK