THE LAKE HOUSE (GÖL EVİ)





 Bol bol Keanu Reeves'e maruz kaldığımız günlerdeyiz. Adam Matrix serisinde oynadığı zamanda bu kadar maruz kaldığını düşünmüyorum insanlığın Keanu'ya. Bu durumdan memnun muyuz? Elbette ki memnunuz. Sadece filmlerde değil abimizi en son oyunda da gördük. Cyberpunk 2077'de yüzünü gösteren Keanu Reeves farklı projeler ile de bol bol hayatımıza dahil oldu. Onun yüzünü görmeye Matrix ile alıştık, üstüne John Wick serisi ile aksiyonu bize bol bol yaşatan yaşlanmayan adam Keanu Reeves'in romantik bir filmi varmış.

Çoğunluk belki de çoktan izlemiştir. Lakin ben yakın zamanda gördüm ve izledim. Aksiyon filmlerine ne kadar yakıştıysa, romantik filmlere de o kadar yakışıyor karizmatik arkadaşımız. Sandra Bullock ile beraber sırtladığı filmde bakalım neler yaşıyor abimiz.

Dışı tamamen camdan, etrafı ağaçlar ve yeşilliklerle dolu harika bir göl evi var filmimizde. (İsminden de anlaşılıyordur tabi...) Yoğun iş temposu ve hayat şartları yüzünden göl evinden ayrılan Kate ablamız evden ayrılmadan önce evin yeni sahibi için bir adet mektup bırakır. Yapması gerekenler ve hakkında kısa bir bilgi vermiştir mektupta. Adresini değiştirdiğini belirten Kate, eğer adına bir mektup ya da posta gelirse yeni adresine göndermesini rica eder mektubu bulacak kişiden. 

Mektubu Alex adındaki mimar arkadaşımız bulur. (Keanu abimiz yani) Göl evinin uzun süredir boş olması ve ondan önce evde kimsenin doğru düzgün oturmadığı gerçeği kafasını kurcalamaya başlar. Bu sebeple Kate ablamıza mektup yazıp evin önündeki posta kutusuna bırakır. Bir kaç mektup sonra anlaşılır ki Alex 2004 yılında Kate ise 2006 yılında yaşamaktadır. Kate geçmişe mektup bırakamayacağı için (anlayacağınız üzere Alex o mektubu bulduğu zaman Kate daha yazmamıştı mektubu) ortada ilginç bir durum söz konusudur.

Alex kendisiyle dalga geçildiğini şaka falan olduğunu zanneder. Kate ise uzun bir süre gerçekten 2006 yılında olduğuna Alex'i ikna etmeye çalışır. Uzun bir süre mektuplaşan ikilimiz birbirine aşık olmaya başlar. Her aşk filminde iki aşığın arasına bir şeyler girer. Para girer, mesafe girer, aile girer, ölüm girer. Bu iki aşığımızın arasına zaman girmiştir. Çünkü ikisi farklı zamanlarda yaşamaktadır. Çiftiğimiz aradaki zamana ve yıllara meydan okuyabilecekler mi? Kavuşmak mümkün mü? Orasını da izleyip siz görün artık.

Film hakkında yorumuma gelirsek; bir kurgu zaman kavramlarına giriyorsa çok büyük bir risk alıyordur benim gözümde. Daha insanoğlunun bile tam olarak algılayamadığı ve sırlarını çözemediği bu kavram hakkında kurgusal hikayeler yazman çok cesurca hareketler. Filmi izlerken kırk tane teori üretmek zorunda kaldım. Bak böyle olursa şöyle olması gerekir ama, yok şu zamanda şu olduysa şimdi bunun olması gerekmiyor mu... Zaman kavramlarına girdiğiniz zaman işlerin sarpa sarması ve bütün bir hikayenin mantık hatasından oluşması içten bile değil.

Bu filmde bu kategoriye girer mi peki? Emin değilim. Kendi zihinlerinde olayı bir şekilde mantıklı bir hale getirmişler. Siz de azıcık düşününce hmmm olabilir aslında diyorsunuz. Yani ortada öyle büyük bir batırma söz konusu değil. Ama insanın aklına yatmayan mevzular oluyor. Bu konuyu geçersek romantizm güzel işlenmiş filmde. Oyunculuklara edecek sözümüz yok. 

Farklı bir film. Halen izlemediyseniz ve vıcık vıcık romantik filmlerden sıkıldıysanız tavsiye ederim. En azından eşiniz/sevgiliniz ile bir akşam keyifli bir romantik film gecesi yapmış olursunuz.

                                                                                                                                       Ahmet Sensei

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

THE MESS YOU LEAVE BEHIND

YAŞAMAK