HAYVAN MEZARLIĞI
Madem ölümden sonra yaşam temasından gidiyorum kitapta da ona yakın bir şeyler seçeyim dedim. Stephan King kitaplarını da yavaştan tanıtmaya başlarken bir klasikten başlamış olalım. Korku türünün şahı, kitaplarının bir çoğu filmlere çevrilmiş, okurken sizi gerim gerim germeyi başarabilen harika bir yazar. Hayvan Mezarlığı ise bütün bu özellikleri kendi içerisinde barındıran klasik bir korku edebiyatı eseri.
Yine bir uyarı yapmakta fayda görüyorum. Kitabı okumadıysanız bu noktada gözlerinizi kapatmanızı rica ediyorum çünkü SPOILER olacak. Bir şeyler söylemeden bu kitap hakkında yazı yazabilmem mümkün değil.
Creed ailesi, Maine kırsalında harikulade bir eve taşınmışlardır. Doktor bir baba, güzel bir eş, iki tane dünyalar tatlısı çocuk ve hatta evin sevimli kedisi. Komşuları desen şeker mi şeker yaşlı bir adam. Dışarıdan baktığınız zaman her şey mükemmel gözüküyor. Lakin evin arka tarafında bulunan ormanda çok karanlık bir sır yatmaktadır.
Evin arkasındaki boş arazide bir adet hayvan mezarlığı bulunmaktadır. Böyle halkının çocukları, hayvanları öldüğü o zaman bir tören alayıyla gelir ve hayvanı oraya gömmektedirler. Dışarıdan bakıldığı zaman ufak ufak mezar taşları olan küçük bir mezarlık gözükür.
Olaylar ilk başta hastanede başlar. Bölge halkından birisine araba çarpmıştır ve çok kötü yaralanmıştır. Yaşaması pek olası gözükmeyen şahısı son bir çare olarak hastaneye yetiştirirler. Adamın bildiğiniz kafa gövdeden ayrılmak üzere gibi bir şey ama halen bir şekilde hayata tutunmaya devam ediyor. Bu sahneye maruz kalan ve elinden hiçbir şey gelmeyen doktorumuzun sinir sistemi altüst olur. Bir ara hastayla başbaşa kalınca çok garip bir olay gerçekleşir. Bir anda yataktaki hasta gözlerini açar ve konuşmaya başlar. Normal şartlar altında bakıldığında konuşması hatta gözlerini açması bile olanaksızdır. Doktora mezarlık hakkında bir şeyler söyler, bir şeyler hakkında uyarır ve ölür.
Bu olayın sonrasında doktorumuzun psikolojisi biraz dağılır. Kabuslarına girer. Hatta uyurgezerlik gibi bir takım sıkıntılara maruz kalır. Bir gün hiç olmayacak bir olay gerçekleşir. Evin kedisini yolun ortasında ölü bulurlar. Evin önünden anayol geçmektedir. İşlek bir yoldur sürekli kamyonlar, tırlar geçer vızır vızır. Olaya yaşlı karşı komşu Jud da şahit olur. Baba çocukların kediyi çok sevdiklerinden falan bahseder. Jud amcamız biraz düşünür ve kazmayı küreği yüklenip beni takip et der. Gecenin bir yarısıdır. Kediyi de alıp evin arkasındaki mezarlığa doğru yola düşerler.
Mezarlığın arkasında bir orman vardır. Orman ile mezarlığı ayıran yolun önüne devasa odun yığınları atılmıştır. Ormana giriş yasaklanmış gibi duruyor sanki. Jud amcamız başlar odunların üstüne tırmanmaya. Yaşına başına bakmadan kedi gibi tırmanır odunları. Bizimki de arkasından takip eder. Ormanda tuhaf bir hava vardır. Birileri sizi mi izliyor desem, böyle leş gibi bataklık mı kokuyor desem değişik bir yerdir ve insanın içini ürpertir. (Garip olmasa şaşırırdık zaten) Bir tepeye gelirler ve kazmaya başla der. Kazmaya çalışır ama çok sert ve garip bir topraktır. Uzun uğraşlar sonucunda kediyi gömebilecek kadar yer olur. Kediyi gömerler ve dönerler. Neden bu kadar zahmete girdik diye sorduğunda bilmiyorum cevabını alır. Aslında bal gibi de biliyordur, bizimki de içten içe bir şeyler olduğunu hissediyordur.
Ertesi gün çocuklara kedinin öldüğünü açıklayacaktır. Anneyle de baya bir tartışırlar bu konuda. Çocuklara ölümden falan bahsetmek istemez. Çocukken anası mı bacısı mı bir şeyi çok korkunç bir hastalığa tutulmuş böyle allah affetsin yaratık gibi bir hale gelmiş. Bacısı diye hatırlıyorum. Aynen bacısı hatta anasıyla babası kızı tek başına bırakıyorlar bacısına baksın diye. Sövmüştüm bu iş bu kıza bırakılır mı diye. Bacısı sürekli odasında korkunç korkunç inlemeler sesler falan çıkarır. (Aslında belki de normal hastalıklı insan şeyleridir ama çocuk gözünden bakınca korkunç gözüküyor olabilir.) Bir gün bacısı bu kızın uyuması yüzünden ölür. Onun psikolojik ızdırabını falan da baya yaşadığı için çocuklara ölümden falan bahsetmek istemez hiç.
Neyse şey diyorduk. Tam kediyi söyleyelim söylemeyeceksin diye falan tartışırlarken kedi eve girer. (?) Aynen leş gibidir. Üstü başı çamur içindedir. İğrenç kokuyordur. Biraz da hırçın hırçın hareketler yapıyordur ama karşılarında durmaktadır. Herhalde biz bizim kediyi gömmedik falan diye düşünürler ama adam içten içe bir şüphelenir. Kediyi yıkamaya çalışırlar ama o üzerindeki pislik ve koku bir türlü çıkmaz. Jud'un yanına gider bizimki hayırdır der. Jud da anlatır. İşte orası kızılderili toprağıymış, katliam yapmışlar. Onlarda lanetlemişler orayı falan. Toprağa gömülen şey hayata geri dönüyormuş ama biraz farklı dönüyor.
Kedinin garipliklerine göz yumalım falan diyip yaşamaya devam ediyorlar. Ta ki malum olay gerçekleşene kadar. O gün bir ailenin makus tarihi değişecektir. Çocuklardan ufak olan oğlanın doğum günüdür. Diğeri de kız büyük olan. Bahçede parti yapalım barbekü yapalım diye toplanırlar. Herkes partilemekle meşgulken bir tane allahın kulu da şu çocukları gözümüzün önünden ayırmayalım, yoldan vızır vızır araba geçiyor demez. Maalesef olanlar olur. Küçük çocuk yola doğru yaldır yaldır koşmaktadır. Yoldan da tır gelmektedir. Baba son anda fark eder. Bir gayret depar atar ama yetişemez. Küçük oğlan hakkın rahmetine kavuşur. Manyak kedi de oradan garip garip bakar.
Bundan sonra olanları az çok tahmin ediyorsunuz diye düşünüyorum. Önce normal bir cenaze düzenlenir çocuğa. Sonra da normal insan mezarlığına gömülür. Herkesin psikolojisi bozulmuştur. Kimse daha fazla o evde kalmak istemez. Memlekete dönmeye karar verirler. Adam anneyle kızı önden yollar. Benim biraz daha işlerim var siz gidin bilmem ne diye gönderir onları. Aslında aklından başka şeyler geçmektedir. Jud meseleyi az çok çözer önden bir bak sakın aklından değişik şeyler geçmesin, olmaz öyle allahın verdiğini allah alır falan diye nasihat eder ama pek de tesiri olmaz gibi. Sürekli adamın evini gözlemeye başlar.
Bir gece Jud uykuya daldığında baba yola çıkar. Oğlunun mezarına gider ve mezarı açar. Oğlanı sırtlayıp arabasına biner. Bu arada eve dönüş yolunda kızımıza ilham gibi bişiy gelir. Annesine babamın hayatı tehlikede dönmemiz lazım falan demeye başlar. Önce anası sorgulamaz. Memlekete dönerler. Kız devam edince söylediklerine onun da içine bir kurt düşer ve çocuğu bırakıp yola düşer. Son dakika olduğu için direkt uçak yoktur. Baya bir aktarma yapacak anlayacağınız yol uzun.
Bu arada baba alır oğlanı malum toprağa gömer ve eve döner. Jud uyuyakaldığı için bir şey görmez. Baba da uykuya dalar. Bu arada oğlan topraktan çıkar. Önce kendi evine girer, biraz dolaşır ve Jud'un evine doğru yollanır. Jud uyandığında onu büyük bir kabus beklemektedir. Bu arada anne de varmıştır. Bakar ki Jud'un kapısı açık önce oraya bir uğrayayım der. İçeri girer az biraz gezer sonra bir bakar ki Jud mutfakta hakkın rahmetine kavuşmuş. Pek rahmetlik gibi gözükmez orası ayrı bir mesela. Kadın korkudan çığlığı basar.Baba uyanır. Eve bakar çamurlu ayak izleri. Oğlana seslene seslene ayak izlerini takip eder. Jud'un evine gelir. Önce Jud'un cesediyle karşılaşır. Üst kata çıktığında da karısını görür. Tam kafayı yemek üzereyken oğlanı görür. Önce baba, babacım diye sevimlilik yapan oğlan yaklaşınca psikopata bağlar ve bıçakla adama saldırır. Arbede yaşanır ve baba oğlanı öldürmek zorunda kalır. (Ne eline geçti işte buyur) Kendine geldiğinde olayın şokundan kafayı yer. Ve en olmayacak şeyi yapar. Karım karıcım benim yüzümden öldü diyip kafayı üşütür ve gidip karıyı o toprağa gömer................... Eve gider yatar. Ertesi sabah uyandığında arkasında soğuk bir el hisseder ve topraklı hırıltılı bir ses duyar. Günaydın sevgilim........
Aşağı yukarı bütün kitabı anlattım sanırım. Bu yazının böyle olmaması gerekiyordu. Neyse ileride kitabın nasıl olduğunu hatırlamak istersem bu yazıyı okumam yeterli olacaktır diye düşünüyorum. Gerçi okuyalı uzun zaman olmasına rağmen böyle anlatabiliyorsam zihnime de baya yer etmiş demek ki.
Ahmet Sensei



Yorumlar
Yorum Gönder